16 Nisan 2008 Çarşamba

a friday night dream at my penthouse


bir çatı katım olsun, deniz manzaralı. küçük bir ev. iki oda bir salon bir mutfak ve iki banyo. sabahları "neden" sorusunu sordurmayacak bir işim olsun. çok para kazanmak derdinde değilim. bir cuma akşamı işten eve dönüş yolunda markete uğrayıp alış-veriş yapayım. eve varınca poşetleri ve çantamı bir yere fırlatıp kendimi koltuğuma atayım. koltuğum; iki kişilik, yeşil, ahşap ayaklı. sonra duş alayım. bornozumla mutfağa girip salata yapayım kendime, bütün yeşilliklerden koyayım salatama, sonra biraz zeytinyağı, biraz nar ekşisi, biraz tuz, kekik, peynir, bir miktar tavuk, birkaç parça da domates. salatamı yedikten ve müziğin sesini biraz kıstıktan ve birkaç sayfa kitap okuduktan sonra giyinip dışarı çıkayım. en sevdiğim şarkıyı dinlerken sana rastlayayım. bana doğru yürürken kulağımda o melodi yankılansın. sonra merhaba de bana, ben de sana merhaba diyeceğim.

şimdi 10dan geriye sayıyorum, sıfırda başlıyoruz, tamam mı?

i love waffle!

one day i met a boy.
he had been living very far away. i mean he was VERY far away from me. he was so kind and funny. hey he was my funny-kid! but just for a while... we understood each other in a beautiful way then we certainly smiled and had fun while talking. i guess he was even closer to me than my real good friends. i was not able to focus on anything but him at these days... i was waking up with the thought of him, than i was having breakfast with him, as if he was sitting next to me. i was full of thoughts about him. all day was passing with the words of him. he became almost a living part of me. i didn't have any walls, no more! he just came and brake my walls which i made in the past to protect myself from all people and all things in the world! then he did not give me any other changes not to love him. i did not any other choices... he was born to be loved by me i think... he was living at a different country and grown up in a different culture bla bla bla.. but we were speaking exactly same language! i dont mean english... that was so weird, it was just like being drunk... i was feeling like i drank one of two bottles of vodka! but i was totally sober pfff...

now, when i think about that part of my life it seems just to be a dream to me. i was dying to taste an belgium beer, such as kwak or orvel or... bla bla... now i do not care...
now the situation has totally changed
pff...
now i know that there is more than kilometers between us, not just distance... and walls have rised again!
i feel alone again. i feel gloomy when i look up the sky under which we two live...
so sad...
so
sad!

15 Nisan 2008 Salı

hey! average one is speaking

olağan
sıradan
ortalama
vasatın üstü çarpıcının altı
kahverengi gibi, kahverengi kadar
"bu benim aklıma daha önce gelmişti"
şekerli sütlü kahve, sade değil, aromalı değil
yerden yüksek gökten alçak
salata


bende senden var, bende ondan (da) var,
fakat ne senin kadarım ne onun kadar...
beni fark etmemen mümkün değil ama bir kez daha başını çevirip bakmazsın, hepsi o.
artılarımı ve eksilerimi al, elinde kalan sıfır olacak,
hiç değil, "sıfır"
negatifle pozitifin ortasında dikiliyorum bir direk gibi.

yalnız.

gözlerimi kamaştırıyorsun


bugün eve dönüş yolunda, otobüste kel bir adam gördüm. saçının bir tutamını başının tam arka bölgesindeki açık araziyi kapatmak amacıyla parlayan bölgeye yapıştırmış. oysa yalnızca (yalnızca tahminen) 30% luk bölümünü kapatabilmiş söz konusu açıklığın, başarısızca... yanına gidip sormak istedim; "böyle daha mı mutlusun?" vazgeçtim, bana ne ki, kin't ne?